Image001

Tanrı Parçacığı Neden Bu Kadar Önemli?

Açıklama: http://i.milliyet.com.tr/SSArticleDetailWide/2012/07/06/fft68_mf54440.Jpeg

Bildiğimiz dünya, yegane var olan mı?

Fizik alanındaki bu en son buluş dünya çapında büyük heyecan yaratırken, bizdeki izdüşümü her zamanki gibi biraz farklı oldu.

Ülkemizin bir kısım insanına göre dünyayı gereksiz yere ayağa kaldıran bu “Tanrı Parçacığı” keşfi tümüyle fasa fiso bir olay. Kendini tanrı yerine koymaya çalışan kafirlerin zavallı uğraşlarından başka bir şey değil. Böyle boş şeylerle vakit harcayacaklarına biraz Kuran okuyup ibadet etseler, çok daha fazla sevaba girmiş olurlardı. Allah'ın büyüklüğünün yanında bu tür gariban keşiflerin ne kadar küçük kaldığının hala farkında değiller.

Diğer bazılarına göre ise bilimsel her yeni keşifle beraber dindarlar biraz daha morarıyorlar, çünkü böylece Allah falan gibi kavramların ne kadar fasa fiso olduğu gittikçe daha çok ortaya çıkıyor. Kendilerini hayali değerlerle kandırmaya çalışan bu zavallılar acınası bir durumdalar. Bilimsel keşiflerin büyüklüğü karşısında din gibi gariban kavramların ne kadar küçük kaldığının hala farkında değiller.

Bunun dışında bir de bu buluşla dalga geçip küçümseyenler var ki, sanırsınız toplum olarak şimdiye kadar tüm Nobelleri silip süpürmüşüz. İnsanımızın bilime ve genelde hayata olan özgün bakışını harika özetliyorlar. Her daim realist olanlarımıza göre ise Tanrı Parçacığı'nı bulan gelse, Samsun TOKİ'lerini dere yatağına yapıp 8 kişiyi öldürenlerde "insan parçacığı" ve "vicdan parçacığı" bulamaz. Bu da toplumuza dair başkaca özgün ve yerinde bir yaklaşım.

Ancak tüm bu orijinal yorumlarda bulunanlara Tanrı Parçacığı nedir diye sorsanız, herhalde doğru dürüst tek bir cevap dahi alamazsınız, çünkü konunun kendisi son derece karmaşık. Arzu edenler    “Cern'de Ne Bulundu?”   adlı internet haberine bir göz atıp daha detaylı bilgi edinebilirler.  Ayrıca dindar kesimin de bu konuya ilgisi büyüktür,  örneğin   “Sicim Teorisi ve Esir Maddesi”   adlı makalede görüldüğü üzere. Yaklaşımlar farklı olsa da, sonuçta bilimsel veriler ve buluşlar her dünya görüşü için çok heyecan vericidir.

Kendi adıma Cern'deki deney konusundaki en aydınlatıcı bilgiyi 2006 yılında Der Spiegel'de Harvard'lı fizik profesörü  Lisa Randall   ile ilgili hazırlanan makale ve söyleşiden edinmiştim. Konu çok ilgimi çektiğinden hemen çevirisini de yapıp o zamanki küçük okur kitlemle paylaşmıştım.

Yazılanların Tanrı Parçacığı'nın keşfine giden yolu hala çok güzel özetlediğini düşünüyorum. Der Spiegel çok yerinde sorularla çok karmaşık bir konuyu olabildiğince anlaşılır hale getirmiş. O yüzden bu çeviriyi tekrar paylaşmak istedim.

Umarım siz de okurken aynı heyecan ve ilgiyi duyarsınız.

Zuhal Nakay

https://twitter.com/#!/sadevatandasnet

http://www.gazetemen.com/yazarlar

 

DER SPIEGEL 4/2006

FİZİK TUTSAK DÜNYA

Harvard'lı bir kadın fizikçi, evrenin gizli boyutları hakkındaki kitabıyla büyük heyecan uyandırdı. Hipotezine göre, izleyebildiğimiz dünya yüksek boyutlu bir mekanın içindeki sayısız adacıklardan sadece bir tanesi. Kendisi yakın bir zamanda ilk deneysel kanıtlarını sunmaya hazırlanıyor.

Bilim dünyasında bir araştırmacının önemi, kendisinden alıntı yapılmasının sıklığı ile ölçülür. Bu kıstas geçerliyse eğer, şu an dünyadaki en önemli teori fizikçisi sarışın, zayıf, narin – ve bir kadın.

Ceket pantolon giymiş bu 43 yaşındaki kadını karşısında gören, onu bir alışveriş mağazasının bölüm şefi zannedebilir. Kararlı sesini işitip, güvenli duruşunu fark eden, kendisine patroniçeliği de yakıştırabilir. Ama bir teori fizikçisi? Günlerini birbirine paralel olan evrenleri matematik formüllerle açıklamaya çalışarak geçiren bir kadın? Hayır, bunu hiç kimse tahmin edemez.

Harvard Üniversitesi'nin Jefferson binasındaki ofisinde de, karmaşık yaratıcılığının izine rastlayamıyorsunuz. Kara tahta da, sanki sadece fotoğrafçılar arzu edince üzerine bir şeyler karalanıyormuş gibi duruyor. Kiraz ağacından yapılmış devasa çalışma masasının üzeri ise, hiçbir bir cerrahın ameliyat için kullanmaya tereddüt etmeyeceği kadar temiz.

Ama zaten Randall'ın bu aralar evrenin sırlarının peşine düşecek pek vakti de yok. Şu anda daha çok medya toplumunun kurallarını öğrenmekle meşgul. Ajandasında radyo, televizyon ve röportaj tarihleri art arda sıralanmış durumda. Akşamları ise tıklım tıklım dolu konferans veya balo salonlarında mikrofonun başına geçiyor.

Nefesini tutarak onu dinleyen izleyicilere ise atom alt parçacıklarını, gizlenmiş boyutları ve eğilmiş mekan zamanını anlatıyor. Aslında genelde Bestseller'ler bu tür konuları kapsamıyorlar – ama izleyiciler kitabını adeta kapışıyor. ( Lisa Randall: “Warped Passages. Unraveling the Mysteries of the Universe's Hidden Dimensions” / Ecco, New York)

Randall ancak sekiz yıl önce evrenin olası ek boyutlarıyla ilgilenmeye başlamış. Meslektaşlarından küçük bir grup ise ondan 20 yıl önce. 80'li yılların başında, o zamana kadar çözümlenemeyen birçok fenomenin, eğer dünyanın gerçekte parçacıklardan değil de, inanılmaz küçüklükte iplikçikten oluştuğu varsayılırsa, açıklanabileceği keşfedilmişti.

Ancak bu iplikçikler, yani ‘string'ler, öylesine kısaydı ki, herhangi bir mikroskopla görüntülenmeleri imkansızdı. Sadece titreşimleri algılanabiliyordu – parçacıklar şeklinde oluyorlardı. Buna göre elektronlar, ışık kuantumları ve atom alt parçacıkları bu ‘string'lerintitreşimlerinden başka bir şey değillerdi.

Fakat çok kısa bir süre sonra fizikçiler bildiğimiz üç boyutlu mekanda, bu titreşimlerin matematiksel karmaşa yarattıklarını gördüler. Sadece dokuz boyutlu mekanlarda anlamlı davranışlar sergiliyorlardı. Bunun, bu fikirden vazgeçmek için yeterli bir neden olabileceği düşünülebilir. Ancak fizikçiler ‘string'lerin olağanüstü özelliklerine öylesine aşık olmuşlardı ki, fazladan altı boyut onları korkutmaya yetmedi. Görünmediklerine göre, görünmez olmalıydılar. Yumaklar halinde sarılmış, ancak atom çekirdeklerinden milyarca kez küçük olarak, o zamana dek demek ki fizikçilerin dikkatinden kaçmışlardı

Uzun süre Randall tüm bu hipotezleri son derece yetersiz buldu. Çünkü bu stringlerin gerçekten var olduğunu ispatlamak için galaksiler büyüklüğünde parçacık hızlandırıcılarıgerekiyordu.

Ama zamanla String-Fizikçileri'nin teorileri ilgisini çekmeye başladı. Çünkü onların denklemlerinde garip membranımsı şekiller ortaya çıkmıştı ve bunlar onun merakını uyandırmıştı. Ya bütün görünebilen evren, içersinde tüm parçacıkların ve kuvvetlerin bağlı olduğu, böyle bir membrandan oluşuyorsa? Ya dünya çok daha devasa bir evrenin içersindeki sayısız üç boyutlu adacıklardan sadece bir tanesi ise?

Randall hesaplamaya başladı ve geçekten de üç boyutlu bir membranın kapsadığı mekanı, onu neredeyse tümüyle dış dünyadan tecrit edebilecek şekilde eğebileceği sonucuna vardı – neredeyse tümüyle, ve işte bu “neredeyse” onu büyüledi.

Diğer String-Teorileri'nden farklı olarak onun fikirleri kanıtlanabilirdi. Önümüzdeki yıl, Cenevre yakınlarındaki Cern'de devasa parça hızlandırıcı LHC devreye sokulunca, Randall'in spekülasyonlarının ne derece gerçek olduğu görülecek.

27 km uzunluğundaki tünel parkurunda parçacıklar hızlandırılacak ve bundan önce ulaşılamamış bir şiddetle birbirlerine çarpacaklar. Randall bu çarpışma esnasında oluşacak kırıntılar sağanağında bugüne kadar sadece denklemlerinde var olan boyutların izini sürmeye çalışacak.

 

SPIEGEL SÖYLEŞİ

FİZİKTE YENİ ÇAĞ

ABD'li fizikçi Lisa Randall ile gizli dünyalardaki yıldız patlamaları yepyeni parçacıkların arayışı ve dünyanın formülünün peşindeki umutsuz koşuşturma hakkında.

SPIEGEL: Bayan Profesör Randall, kitabınızda buradan sadece bir atom uzunluğu ötede başka bir dünyanın var olabileceğini öğreniyoruz? Bize yardımcı olun: Bunu nasıl düşünmeliyiz?

Randall: Sorun şu ki, başka dünyaları veya dediğimiz gibi “Branes”leri göremiyor olmamız – yani elektromanyetizmaları dolaysıyla ışıkları yoksa. Biz ve görebildiğimiz her şey bu Branes'lerden birine yapışmış durumda ve işte bu yüzden başka dünyaları göremiyoruz.

SPIEGEL: Ve oraya seyahat etmemiz ise zaten mümkün değil herhalde?

Randall: Hayır. Bir Brane'den başka bir Brane'e seyahat prensip olarak mümkün değil.

SPIEGEL: Bize bizim Brane'in, yani dünyamızın nelerden oluştuğunu anlatabilir misiniz?

Randall: Ooo, öyle yeşil bir şey falan değil. Brane'in kendisi asıl madde. O, bir şeylerin yapışabildiği bir yer….

SPIEGEL: ….sizin ve bizim gibi bir şeyler mi örneğin?

Randall: Aynen, dediğiniz gibi.

SPIEGEL: Bizim Brane-dünyamız ile başka Brane-dünyaları arasında ne bulunuyor?

Randall: Sadece mekan. Beş, altı veya dokuz boyutlu mekan.

SPIEGEL: Ama bizde bir mekanın içinde yaşıyoruz. O zaman aradaki fark ne?

Randall: Fark şu ki, bir Brane, Brane'ler arasındaki mekandan farklı olarak parçacık ve yüklemeler taşıyabiliyor, hareket edebiliyor, aynen bir membran gibi gerilebiliyor. Bu anlamda o bir nesne. Ve o başka nesnelerin var olabildiği bir yer.

SPIEGEL: Bizimkinin yanında başka Brane-dünyalarının var olduğundan emin misiniz?

Randall: Hayır, o sadece bir olasılık. Ama başka Brane-dünyalarının var olmaması için hiç bir neden yok. Bildiğimiz dünyanın, yegane var olanın olması, pek mümkün değil.

SPIEGEL: Bu diğer dünyalar gerçekten mevcutsa, onlarla iletişim kurmamız mümkün mü?

Randall: Sadece Brane'ler arasındaki mekanı geçmeyi başarabilen kuvvetlerin yardımıyla.

SPIEGEL: Ne tür kuvvetler?

Randall: Sadece gravitasyonla ilgili olarak emin olabiliriz. Çekim gücü gerçekten de Brane'ler arası mekanda etkin olan tek kuvvet olabilir. Bu da sadece gravitasyon aracılığıyla yabancı Brane'lerle karşılıklı etkileşime girebileceğimiz gösterir. Ancak bu oldukça zayıf bir etkileşim olurdu.

SPIEGEL: Diğer dünyalarda olup bitenden haberdar olamayacak kadar zayıf mı?

Randall: Bu pek mümkün görünmüyor. Orada bir süpernova, yani yıldız patlaması meydana gelirse – ama oradaki yıldızların maddeleri bizimkilerden bambaşka bir oluşumdaysa – o zaman onları hiçbir zaman göremeyiz. Çok yakınımızda gerçekten dramatik olaylar gelişiyor olabilir ve biz hiçbirinden haberdar olmuyor olabiliriz.

SPIEGEL: Diğer dünyaların süpernovalarının hangi maddeden oluşabileceği hakkında fikir yürütmek mümkün mü?

Randall: Ne yazık ki, hayır. Unutmayın ki tüm kimyamız çok hassas bir şekilde dünyamızdaki kuvvetlerin, parçacıkların ve kütlelerin oluşumuna bağlıdır. Tüm bunlar farklı olduğunda, kimya da bambaşka bir hal alabilir.

SPIEGEL: Dünyamız aniden başka bir Brane-dünyasıyla çarpışabilir mi?

Randall: Teorik olarak evet. Zaten dünyamızdaki kuvvetlerin oluşumunda, bunun etken olduğuna inanan insanlar var.

SPIEGEL: Tekrar böyle bir Brane-Crash'in meydana gelmesi durumunda, rahatımız fazlasıyla kaçardı herhalde?

Randall: Açıkçası hesaplayabildiğimle yetinmeyi tercih ediyorum. Brane'ler çarpışınca, çekim gerçekten önem kazanıyor – ve hesap dağılıyor.

SPIEGEL: Bize bilmedikleriniz hakkında çok şeyler anlattınız. Başka Brane-dünyalarının neye benzediğini, içlerinde ne tür kuvvetlerinin etkin olduğunu, hatta var olup olmadıklarını dahi bilmiyorsanız – sizi büyüleyen ne?

Randall: Tüm bu söylediklerinizi başlangıçta ben de düşündüm. O kadar çok olasılık var ki ve biz hiçbir şey bilmiyoruz. Brane-dünyalarının bizim dünyamız için gerçekten sonuçlar doğurabileceğini gördüğüm an, büyülendim. Belirli senaryoların, bildiğimiz parçacıkların kütleleri hakkında çok kesin öngörüler yapılabildiğini gördüm. Bugünkü Kozmoloji ve String-Teorisi'nde bir sürü spekülatif fikir var. Ancak deneysel olarak araştırılabilen, gerçek fiziksel olaylar söz konusu olunca, ilgim uyanıyor.

SPIEGEL: Bu ilginizin tam olarak ne zaman uyandığını hatırlıyor musunuz?

Randall: Bir konferans dönüşü ilk defa düşünmeye başladım: Belki String-araştırmacılarının söz ettiği ek boyutlar gerçektende yararlı olabilirdi? Bunun üzerine daha önceki çalışmalardan tanıdığım Raman Sundrum'u aradım. Onun ek boyutlarla ilgili çalıştığını biliyordum. Beraberce olabilecek tüm olasılıklar hakkında kafa yorduk.

SPIEGEL: Bu ek boyutlardan String-Fizikçileri en geç seksenli yılların ortalarından beri söz ediyorlardı ve hepsi de son derece heyecanlıydı. Siz neden o zaman tutuşmadınız?

Randall: O zamanki bütün teorilerin herhangi bir öngörüsü olmadığı için. String-Teorisi gerçek, pratik sorulara cevap verecek düz bir yol gibi görünmüyordu. Ama Raman'la beraber birdenbire ölçülebilinenle bir kesişme olabileceğini hissettim. Ayrıca konuyla ilgili özgün, yeni bir bakış açısı bulmuş olmam da etkin oldu. Şöyle değil midir, ne zaman ki katkınız olabileceğini hissederseniz, o zaman olaylara ilgi duyarsınız.

SPIEGEL: String-Fizikçileri teorileri hakkında ne zaman konuşurlarsa, sıkça güzellikten bahsederler. Sizin için denklemlerinizin güzelliği ne derece önemli?

Randall: Yani biliyor musunuz, fazlasıyla güzelliğe odaklanırsanız, yolunuzu oldukça şaşırabilirsiniz. Hepimiz biliyoruz ki, neyin güzel olduğu konusunda fikir birliği yok.

SPIEGEL: String-araştırmacılarına kulak veren, bu konuda fazlasıyla fikir birliği içinde oldukları kanısına varabilir…

Randall: Tamam. Peki fizikçiler neyi güzel buluyorlar? Denklemlerinin basit ve simetrik olmalarını. Ne yazık ki, bir gerçek var, o da dünyanın çoğunlukla ne basit ne de simetrik olduğudur. O zaman soru şu: Hangisi daha güzel? Teorinin basit olması mı, yoksa dünyanın kendisi gibi karmaşık olması mı?

SPIEGEL: Gelecekteki asıl hedefiniz ne – dünyanın karmaşıklığını anlatabilmek mi?

Randall: Sonuçta, her şeyin nasıl birbirine uyduğunu anlamak istiyorum. Evrenin bugün gördüğümüz şekline nasıl ulaştığını.

SPIEGEL: Sonuçta dünyanın formülü mü ortaya çıkacak?

Randall: dünyanın formülünü aramanın doğru çıkış noktası olup olmadığından emin değilim. Amacım bilginin sınırlarını elimden geldiğince kaydırmak. Bu bağlamda mutlak olandan konuşmayı sevmiyorum.

SPIEGEL: Yani günün birinde dünyanın formülünün bulanabileceğine inanmıyorsunuz?

Randall: İlerlemeler kaydediyoruz. Ama dürüst olmak gerekirse, hayır. Bir dünya formülünün ortaya çıkacağına inanmıyorum. Yine de onu aramak çok faydalı olabilir.

SPIEGEL: Bir çok fizikçi dünyanın formülünün varlığından emin….

Randall: Bunun bu aralar değiştiğine inanıyorum. String-Fizikçileri de baş edemedikleri problemler olduğunun farkında. Amaç, dünyamızda var olan tüm fenomenlerin açıklanabilmesi olmalıdır. Soru şu: Bu özel varsayımlar yapılmadan gerçekleştirilebilir mi? İçinde yaşadığımız spesifik evreni belirleyen nedir? Belki bir sürü evren mevcuttur ve biz onlardan birinde yaşıyoruz, ama bu dünya formülü bunun neden böyle olduğunu açıklamıyordur.

SPIEGEL: Einstein'ın bile böyle bir dünya formülünün varlığına dair derin inanç besliyormuş…

Randall:…evet, ama olmadı. Einstein bu formülü asla bulamadı.

SPIEGEL: Böyle bir formül yoksa sizin konunuz neye göre gelişecek?

Randall: Mutlaka başka birleştirici prensipler bulacağız. Çokça, dünya daha mı basitleşiyor, diye soruluyorum? Şöyle düşünüyorum: Temel düzeyde teori daha basitleşiyor olabilir, ama sonuçları hesaplamak gittikçe zorlaşıyor. Kuşkusuz, sınırları gittikçe büyütüyoruz. Böylece dünya daha güzel ve anlaşılabilir mi oluyor? Bir anlamda, evet. Çünkü git gide daha çok fenomen arasında daha çok ilişki açığa çıkıyor. Ama diğer taraftan da, daha çok soruyu da beraberinde getiriyor.

SPIEGEL: Biraz önce teorilerinizin ölçülebilenle kesiştiğinden bahsetmiştiniz?

Randall: Evet, tabii ki. Heyecan verici olan da bu zaten. Uzun süre, String-Teorileri görülebilen her şeyin dışında gibi duruyorlardı. Ama tam da bizim eğilmiş mekan ile ilgili kavramımız, ulaşılamaz gibi duran şeyleri, birden bire erişilebilir kıldı.

SPIEGEL: Yani, çok yakın bir zamanda deney fizikçileri de mi ek boyutların dünyasına yönelecek?

Randall: Kesinlikle. Şu anda, String-Fizikçileri'nin teorilerini görünür fenomenlerle ilişkilendirmenin eşiğinde duruyoruz. Bu da fizik de yeni bir çağın başlangıcı demek.

SPIEGEL: Ne tür deneylerden bahsediyorsunuz?

Randall: Her şeyden önce Cern'deki LHC yakın zamanda devreye girecek. Çok heyecan verici bir süreç başlayacak.

SPIEGEL: Tam olarak beklentiniz ne?

Randall: Büyük bir ihtimalle, önce büyük bir kaos yaşanacak. Tabii ki, ek boyutlarla ilgili bir şeyleri görmeyi umuyorum, örneğin bu ek boyutlar için karakteristik olan Kaluzo-Alt-Parçacıkları'nı. Ama tabii ki kimsenin beklemediği şeyleri de bulabiliriz.

SPIEGEL: İlk çarpıcı haberleri ne zaman bekleyebiliriz?

Randall: Bana soracak olursanız – beş sene sonra. LHC 2007'de devreye sokulabilecek. Ama ilk gerçek sonuçların ortaya çıkması, biraz zaman alacak. Çünkü verileri okumak oldukça zor olacak. Gizemli bir enerjini yokluğunu mu fark edeceğiz? Minicik kara delikler mi göreceğiz? Bilemiyoruz.

SPIEGEL: Eğer başka Brane-Dünyaları ile ilgili hipoteziniz yanlışsa, LHC yardımıyla yanlışlığı ispatlanabilecek mi?

Randall: Eğer Texas' da ki daha büyük “Super Collider” inşa edilseydi, kesinlikle evet derdim. Ama LHC'de %5'lik bir ihtimal var, o da Kaluzo-Alt-Parçacıkları'nın oluşumu için gerekli olan enerjinin çok az altında enerji üretmesidir.

SPIEGEL: Hiçbir şey bulunamazsa, ne yapacaksınız?

Randall: O zaman, yeni bir şeyler araştırmanın zamanı geldi demektir. Geçmişte fiziğin birçok alanıyla ilgilendim. Tüm hayatım boyunca aynı problemle uğraşmak istemiyorum.

SPIEGEL: Meslektaşlarınız. Onlar da vazgeçer mi?

Randall: Birçoğu, evet. Özellikle genç olanlar yeni arayışlara gireceklerdir. Ama ben bilinen teorilerin dışında bir şeyler olmamasına pek ihtimal vermiyorum. Bunu düşünemiyorum. Anlamsız olurdu.

SPIEGEL: LHC yine de enteresan sonuçlar vermezse? Daha çok milyarlara, yeni bir hızlandırıcı mı?

Randall: Eyvah. Yeni bir şey bulmak çok heyecan verici olur. Hiçbir şey bulamamak ise son derece hayal kırıcı. Tabii ki, yeni bir hızlandırıcı isterdik. Ama öyle bir durumda onaylanır mı?

SPIEGEL: Bayan Randall, bu söyleşi için teşekkür ederiz.

 

Kaynak: Der Spiegel 4/2006: "Welt in Fesseln", “Neue Aera der Physik”

CERN DENEYİ

 CERN deneyinde Higgs Bozonu bulundu. Bu ne demek? Özetle şöyle: Evren Big Bang (büyük patlama) denen bir noktadan başladı. O noktanın bir gün patlayacağı tuttu. Patladığı anda kütlesiz yani cisim olmayan parçacıklar etrafa dağıldı. Bu parçacıklar Higgs Bozonu denen alandan geçerken kütle kazanıp cisim oluverdiler. İşte CERN’de yapılan bu deneyde Higgs Boznunun varlığı onaylandı. Parçacıklar Higgs Bozonu alanından geçerken bu bozonlar parçacıklara ata biner gibi binerek onları cisim haline getiriyorlardı; dolayısıyla kendileri de bu alandan çıkarak kayboluyorlardı. İşte bütün olay bu.

 İnsanoğlu yaradılışın nasıl olduğunu merak ede ede bu noktaya ulaştı. Yaradılış hiçlikten (Teklik; singularity) nasıl ortaya çıktı sorununa teorik olarak böyle cevap veriliyordu; CERN deneyiyle teori kanıtlanmış oldu.

 Bu deneyden önce atomaltı parçacıklarının 11 tane olduğu hesaplanmış kayıp 12’ncisi aranıyordu. Bu 12’nci işte Higgs Bozonu oluyor ki buna yaradılışa neden olduğu için ‘tanrı parçacığı’ adı  da veriliyor. İskoç bilim adamı Higgs bu teoriyi geliştirdiğinde otuzlu yaşlardaydı. Hayattayken teorisinin kanıtlanması mutluluğuna erişti. Yalnız bu parçacığa kendi isminin yanı sıra ‘tanrı parçacığı’ adı verilmesine biraz kızıyor çünkü böyle bir yaradana inanmıyor.Ateist herhalde. E insanoğlu determinist aklıyla yani zorunlu bir sebep sonuç ilişkisine şartlandığı için bir şey yoktan var olmuşsa (ingilizcede:’ out of the blue’)    bunu bir ortaya çıkaranın olması gerekliliğine inanıyor. İnsanoğlu bebeklik çağını aştı ancak halen çocukluk çağında. Ve halen bir baba figürüne ihtiyacı var. Öteyandan Higgs bu bozona kendi adının verilmesinden de biraz utanıyor çünkü bu teoriyi diğer bazı fizikçiler de ortaya koymuşlar. Onlar adına biraz yüzü kızarıyor.

 Şimdi bu 12 rakamına dikkat edelim. Dedik ya 11 parçacık vardı; kayıp 12’ncisi aranıyordu… İşte bu 12’nci parça bulundu. Bilgimizi tazeleyelim: İsa ve 12 havarisi; 12 imam; kayıp 12. kabile; 12 burç; 12 ay; günün yarısı 12 saat; bir düzine 12 adet; hedefi 12’den vurmak; Azize Ursula ve 11 nedimesi (toplam 12) ; Hz Mehdi ve 12 bin askeri… Örnekler çoğaltılabilir. Öteyandan bazı önemli olayların tarihi de 12 ile ilişkili olabilir: 12 mart 1971 darbesi; 12 eylül 1980 darbesi; 11 eylül  (11 herzaman 12’ye gebedir) ikiz kulelerin yıkılmasıyla başlayan yeni dünya düzeni çıkartması… Hergün farkında olmadan bakıp geçtiğimiz, okuyup geçtiğimiz olaylar içerisinde yer alan 12 adet; 12 kişi vs… Kozmos bu, 12’yi seviyor! Aslında İsa ve 12 havarisi konseptini ele alırsak adet 13’e çıkar. 13 rakamı da aslında uğursuz değil tam aksidir; 13’le birlikte bütünlük sağlanmış olur. Şimdi demek ki 12’ye bir komutan lazım; o da 13’üncü kişi. Yani yaradılışın sırrına tam anlamıyla ermek için bir 13’üncü eleman gerekiyor:Bir koordinatör; orkestra şefi!. Acaba allegorik olarak Hz. İsa’nın gökten inerek altın çağı başlatması bu 13’ncü parçacığın keşfinin gereksinimine mi işaret ediyor? Kozmosun sırları Higgs bozonundan sonraki bir parçacığın bulunmasıyla mı çözülecek; altın çağa girilecek? Bu parçacığa ne isim verelim?

 Bu yazımın konusu 13’üncü parçacık. Bundan sonra Big Bang ve Higgs Bozonu konularının kuvantum mekaniği ve iplikçik teorisi (string theory)  ile ilişkilerini hatta ayni görüşün başka görüntüleri olduğu hususuna değineceğim.

 monad balkan

8 temmuz 2012

Reklamlar